aşk

İlk ve doğal uyuşturucu: Aşk!

Aşk, tarih boyunca sanatın bütün dalları için en büyük ilham kaynağı olagelmiştir. Aşka dair yazılan şiirler, bestelenen şarkılar sayısızdır. Ve her aşık şair olur bir anda… Aşk, insanın yaratıcılığını arttırır. Bütün sanatçılar bunu bilirler. Büyük sanat  eserlerinin altında hep bir aşk öyküsü yatar, bazılarında da kokain.

SEVİYORUM SENİ

Seviyorum seni, Ekmeği tuza banıp yer gibi, Geceleyin ateşler içinde uyanarak, Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi, Ağır posta paketini, Neyin nesi belirsiz, Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

Seviyorum seni, Denizi ilk defa uçakla geçer gibi, İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık, İçimde kımıldayan bir şeyler gibi

Seviyorum seni, Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

Nazım Hikmet

 

Aşk katıksız da olabilir; ekmeği tuza banıp yer gibi… Sadedir bir taraftan.  Büyük açlığın, susuzluğun giderilmesidir öte yandan.  Telaşı, sevinci ve kuşkuyu barındırır içinde. Heyecanlıdır, merak uyandırır. Huzurludur, sükûnetlidir, yumuşacıktır. Şairin dediği gibi: Şükredercesine severiz bazen. Aşk, içinde pek çok duyguyu barındıran kocaman bir duygu yumağıdır. Tek bir duygu değil, başlı başına bir kavramdır aslında. Özetle, aşk kolay bir şey değildir.

Aşkın sembolü kalptir bütün dünyada.  Gözlerimizle görüyoruz, kulaklarımızla işitiyoruz, burnumuzla kokluyoruz. Peki, gerçekten kalbimizle mi seviyoruz? Sizce hangi organımızla seviyor, âşık oluyoruz? Aşk, aslında beynimizde gerçekleşiyor tamamen. Bizler beyin düşünür, kalp ise hisseder zannediyoruz. Oysa kalp sadece atar; kan pompalar, hızlı ya da yavaş; Hepsi bu. Kalp hep atar ama biz onun attığını bazen fark ederiz; aşık olunca, heyecanlanınca, sevinince, korkunca kalp hızlı atar. Ve biz o zaman bir kalbimiz olduğunu fark ederiz. Duygular, düşünceler ve davranışlar ise beyinde gerçekleşir; beyinin işlevidir.

Duygu ve davranışların oluşmasında beyindeki bazı merkezler görev alır. Beyinde işitme merkezi, görme merkezi, koku merkezi gibi duyuların yanı sıra heyecan merkezi, korku merkezi, sevinç ve aşk merkezi gibi duyguların şekillendiği merkezler vardır. Günümüzdeki tıbbi gelişmelerin sonucunda, tüm bu duyguların beyin görüntüleri elde edilebilmektedir. Yani tıp bilimi artık aşkın beyindeki MR görüntülerinden yola çıkarak aşkın biyokimyasına ulaşabilecek düzeye gelmiştir.

Davranışların oluşmasını bir örnek olguyla açıklamak istiyorum. Bilindiği gibi kediler farelerin doğal düşmanıdır. Fareler içgüdüsel olarak kedilerden korkar ve kaçarlar. Bu davranışlarını beyinlerindeki Korku merkezinin uyarılmasıyla sergilerler.  Bilim insanları, bazı farelerin kedilerden korkup kaçmadığını, onları bir tehdit olarak algılamadığını gözlemlemiş. Bu fareler doğal olarak kedilere yem olmuşlar. Yapılan araştırmalarda görülmüş ki; bu ‘cesur fareler’ toxoplasma gondii denilen bir parazit tarafından hasta edilmişler aslında. Bu parazit farelerin beyinlerine yerleşerek korku merkezindeki dopamin salgısının artmasına neden olmakta. Bunun sonucu fareler artık kedilerden korkmamakta ve kedilere kolayca yem olmaktalar. Görüldüğü gibi bir maddenin beyinde az vaya çok salınması ‘yaşamsal’  öneme sahip davranışları bile tersine çevirebilmektedir. Yani artık biliyoruz ki, davranışların ve duyguların oluşması beyinde gerçekleşen bir dizi biyokimyasal olaylar sonucudur. İlgili merkezlerin az veya çok uyarılması veya uyarılmaması duygu ve davranışları oluşturur. Korku, sevgi, aşk, mutluluk, mutsuzluk, çapkınlık yada sadakat, … liste böyle uzayıp gider. Hepsi beyindeki sinir hücrelerinin bir dizi biyokimyasal olaylar dizisinin sonucudur. Bizler sonuçları görürüz günlük yaşamda.

Dr. Helen Fisher; Biyolojik Antropolog, Rutgers Üniversitesinde Öğretim Üyesidir. Aşkın evrimi ve biyokimyası üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Helen Fisher’e göre aşkın üç evresi vardır:

1.Cinsel Dürtünün uyanması: (Şehvet) Bu evre Östrojen ve testoron tarafından yönetilir. Testosteron her iki cinste de cinsel yönelimi sağlar. Yani etrafa bakınmaya başlarız; Fisher’in deyişiyle kadın ve erkek aranmaya başlar.

2.Çekim; Gerçek Aşk: Bu evre Dopamin’in kontrolü altındadır. İnsanların aşktan başka hiçbir şey düşünemediği evre. İştah ve uykular kaçıyor, hayaller kuruluyor. Bu sefer de nöro-iletkenler devreye giriyor. Helen Fisher ve arkadaşları aşkı incelemek için bir deney yapmışlar. Kara sevdaya tutulmuş 17 aşığın beyinlerinin Fonksiyonel MR görüntüleri çekilmiş. Bu kişilere önce sevgililerinin ve daha sonra ilgisi olmayan kişilerin fotoğrafları gösterilmiş. Böylece aşkın beyindeki merkezi saptanmış (Ventral tegmental ve nucleus caudatus). Şaşırtıcı olan, bu bölgelerin kokain ile de aktive olması. Yani beyindeki aşk bölgeleri dopamin salgılıyor. Seratonin düzeyinin aşıklarda düştüğü saptanmış. Burada yeri gelmişken antidepresanların seratonin düzeyini yükselttiklerini belirtmekte yarar var. Bunun anlamı şu: Andideprasan kullanırken aşık olmanız çok zor.

3.Bağlılık: Oksitosin ve Vazopressin hormonları kişilerin uzun süreli birbirlerine bağlanmasını sağlayan hormonlar. Orgazm sırasında salınıyor, oksitosin daha çok kadınlarda, vazopressin ise erkeklerde baskın olan hormon.

Aşkın amacı, en uygun eş adayını bulmak ve türün devamını sağlamaktır. Görerek ve koklayarak hem bize benzeyen, hem de bize genetik olarak uzak eşler seçmeye ve üremeye çalışırız. Bebeklerin bakımının sağlanması için de uzun süreli bağlılığa ihtiyaç vardır. Eşler birbirlerine yeterince süre katlandıktan sonra da aşk biter.

İlk olarak karşıdaki kişinin özel bir anlam kazanmasıyla başlar aşk. Bir kişiye odaklanırız. Onun sadece iyi taraflarını görürüz. Yani aşkın gözü kördür. Onu yüceltmeye ve üzerine titremeye başlarız. Kişide yoğun bir enerji birikir. Sabahlara kadar uyumaz, deyim yerindeyse deli danalar gibi gezinir dururuz. Sizi aramasını, sizi davet etmesini, sizi sevdiğini söylemesini istersiniz. Her şey yolunda giderse müthiş bir dopamin salgısı; müthiş bir haz alınır. Ancak işler ters giderse büyük bir yoksunluk yaşanır. İnsan aşk için yaşar, aşk için öldürür ve aşk için ölür. İşte o trajik olaylar, yoksunluğun katlanılmaz acısıdır. Aşk, seks dürtüsünden daha güçlü bir dürtüdür aslında.

Prof. Dr. Michel Reynaud, Paul-Brousse üniversitesi hastanesinin Psikiyatri ve bağımlılık ABD başkanıdır. Uzun yıllar ‘Madde Bağımlılılğı’ konusunda araştırmalar yapmıştır. Dr. Reynaud çeşitli maddelere bağımlılıkları olan hastaların geçmiş hazlarından bahsetmelerine ve yoksunluklarında acı çekmelerine tanık olmuş yıllarca. Ve bu durumun aşk acısıyla kıvranan insanlara ne denli benzediklerini fark etmiş şaşkınlıkla.  Dr. Reynaud’un vardığı sonuç:  Aşk gerçek anlamda bir uyuşturucudur. Genellikle hafif bir uyuşturucudur, ama ne yazık ki her zaman hafif değildir.

Göz kamaştıran aşk. Bizi teniyle, sözcükleriyle uyuşturur; sarhoş eder; son derece mutlu ve kendine bağımlı kılar. Karşı taraf bize acı çektirir; acınacak bir halde kendine bağımlı, kendinden yoksun, perişan kılar; hatta bizi bize rağmen ayrılığa zorlar: İç çöküşü yaratır; bazen yaşamdan bıkmamıza neden olur. Acının doruğa çıkmasına ramak kalır, kader gibi, bundan hiç kurtulamayacakmışız duygusuna kapılırız. Aşk bağımlılığını uyuşturucu bağımlılığına benzer kılan örneklerin sayısı çoktur. Beyinde aşkın işleyişi ve biyokimyası bazı ruhsal hastalıklarla büyük benzerlikler gösterir.

Hazların tümü aynı ilkeye; beyni istila eden yüksek miktardaki ‘Dopamin’e dayanır. Dopamin beyin hücreleri tarafından üretilen doğal bir ‘uyuşturucu maddedir’. Hareket etmek, yaratmak, sevmek, sevişmek, keşfetmek, daha fazlasını bilmek, daha ileri gitmek isteğidir. Bunları yapmak için var olan tüm arzu ve hissedilen tüm zevktir. Arzumuzun ve yaşamsal coşkumuzun olduğu gibi, hazzımızın da anahtarıdır.

Her türlü bağımlılık, dopamin salgısını etkileyen, hassas mekanizmayı zorlayan, tekrarlanan ve güçlü olan uyarmalardan kaynaklanır. Sinir hücrelerinin üzerinde, her birinin özel görevleri olan alıcı ve vericiler bulunur. Dopamin bunları uyararak etki gösterir.

Doğal hazlar, örneğin beden egzersizleri, güzel bir film, güzel bir şiir veya kitap, daha da ileri gidersek sevilen kişiyle yapılan okşama ve okşanma, daha da ilerisi orgazm bizi kah rahatlatıp, kah huzurlu kılarak dopamin salgısını arttırır. Farmakolojik olarak afyon, sigara, alkol gibi maddeler dopamini taklit eden endorfinler, asetilkolin (endonikotin), GABA gibi maddeleri sinir hücrelerine ürettirirler. Kokain dopamin miktarını doğrudan arttırır.

İnsan vücudu zevk almaya programlanmıştır. Sonrasında da, zevk kendisini özletirse diye, daha nötr bir duruma geri dönmektir doğal mekanizmanın işleyişi. Ancak vücudumuz uyuşturucu maddenin bizi ele geçirdiği yoğun bir miktara göre programlanmamıştır. Bu nedenle maddenin yokluğunda ortaya çıkan boşluklar katlanılmaz hale gelir. Aşk bazen bu maddeleri öylesine güzel taklit eder ki, müptela boyutuna ulaşabilen gerçek bir bağımlılığa neden olur.

Erken yaşta ebeveyn kaybı, terk, şiddet gibi derin yaralar alan çocukların ileri ki yaşamlarında (olağan yaşam koşullarında göze batan bir durumla karşılaşılmamasına rağmen) çok büyük bir heyecan, sevgiliden ayrılma, sık tekrarlanan şiddet, taciz vb. durumlarla karşılaştıklarında bunlarla başa çıkmakta fazlaca zorlandıkları bilinmektedir. Başka bir deyişle; psikolojik travmaya maruz kalan bir çocuk erişkin olduğunda stresle başa çıkmakta zorlanır, ama günlük yaşamını herkes gibi yaşayabilir. Hamileliğini gerilimli geçiren annenin çocuğu stresle başa çıkmakta diğerlerine göre daha fazla zorlanır. Sevgi ve huzur ortamında büyüyen çocukların erişkin olduklarında stresle daha kolay başa çıktıkları bilinmektedir. Stresle başa çıkmakta zorlanan bireylerin madde bağımlısı olma eğilimleri daha yüksektir. Madde bağımlısı bir annenin çocukları, aynı maddeye bağımlı olmaya büyük bir eğilim gösterir. Tütün, alkol, eroinle yapılmış çalışmalar vardır.

Ergenlik dönemi bireyi bazı hazların kendiliğinden gelmediğine tanık olur. Karşı tarafın sevgisini elde etmek emek gerektirir ve asla garanti değildir. Serüven duygusu, ergenlik çağında içgüdüseldir. Özgür ve bağımsız olmayı öğrenmek içindir. Gençlik insan yaşamının laboratuarı gibidir diyor Anna Freud. Heyecan ve deneyim arayışı ile Ergen önüne çıkanları testten geçirmek isteyecektir. Bu nedenle maddelere karşı daha duyarlıdır. Bu çağda beyin etkilenmeye çok uygundur. Madde tüketimi bazı sinir hücreleri üzerinde uzun süreli ve hatta kalıcı değişimlere neden olur. Bu nedenle haz, acı ya da normal durumun algılanma eşiğinin yükselmesi söz konusu olur. Maddeye erken başlama bağımlılık riskini arttırır ve tedaviyi zorlaştırır.

Ergenlikte, cinsel boyutun ortaya çıkmasıyla, duyum arayışı bazen birbirini kötü etkiler. Şiddetli bir duyum ile heyecana kısa devre yaptırmak için maddeler mükemmel bir seçenek olarak görünürler. Yani, bir sevgilinin kaprisini çekmektense, iki bira içmek daha kolay ve keyifli olabilir.

Ergenlikte kötü yaşanan duygusal deneyimler ya da deneyim yaşayamamaktan kaynaklanan boşluk, madde bağımlısı olmak için iyi birer ek risk faktörüdür. İnsanlar arkadaş seçimlerini kendilerinde var olan eğilimler doğrultusunda yaparlar. Ebeveynlerin çocuklarının arkadaşlarını bilmesi, çocuklarının bile bilemeyecekleri kadar çok bilgi verir onlara.

Madde bir kez denendikten sonra zararlı kullanıma, oradan abartmaya, daha sonra da bağımlılığa geçilir. Maddeler giderek, karşı taraf ile kurulmuş olan ilişkilerin yerini almaya başlar. Kişiyi yalnızlık sarmalının içine sürükler. Madde arayışında kişiyi etkileyen iki ana motivasyon vardır: 1) Duyum (zevk) arayışının ya da; 2) Arzuların yatıştırılmasının peşine düşme. İstenilen etkiyi yaratan ‘İYİ’ madde arayışı, tanışma, pişman olma, cesaret kırıcı olan yaşanmışlıklar ritüeli ile aşk arayışını anımsatır. Ama aramayı bilen mutlaka sonunda aradığını bulur. Zafer psikoaktif kimyasal karışımlarındır artık. Ve bu, iki kişi arasındaki çok zarif bir uyum ve simyaya dayanan bir aşk karşılaşmasından çok daha kolay olur. Madde, dopamin miktarı üzerinde öylesine güçlü bir etki yapar ki, yaşamı doğal olarak şekillendiren ince mekanizmaları boğar: Bu, yavaş yavaş ölürken, dolu dolu yaşandığı izlenimine kaptırır insanı.

Uyuşturucu madde alımı bir süre aşk deneyimleriyle birlikte varlığını sürdürebilir. Fakat aralarında bir seçim yapma gerekliliği kendini gösterdiği zaman, kazanan genellikle AŞK olur.

Hepinize Aşk olsun!

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın ve enter'a basın;